Beden Bir Küçük Dünya İse...

İnsan, ya bilinç düzeyini yükseltmek için gayret sarf eder ya da şu anda dünyada mevcut olan kolektif düşük bilinç seviyesinin ve bilinç dışı kalıplarının etkisinde yaşamaya devam eder. Eğer şu anda bu yazımı okuyorsan kendine şunu sor;

Beden bir küçük dünya ise...

Dengeni belirleyen nedir?

Kendini iyi hissetme hali, dış şartların keyfine mi bağlı yoksa bunu kendi içinde yaşayabiliyor musun? 

Hayatımda bir şeylerin varlığı azaldıkça ki bunlar eşyalarım, kıyafetlerim, yiyeceklerim, ,içtiklerim, kalabalıklar, kapalı alanlar, alışveriş ve sayamadığım bir çok şey, daha basit ve sade yaşamanın ne büyük zenginlik olduğunu hissetmeye başladım. Kaybettiklerim bilinçli isteyerek  değildi belki bununla birlikte ruhun rotasını çevirdiği yer eninde sonunda hayırlı olmuyor mu? 

Kabuklar soyuldukça, varlığının en ücra köşelerinde sakladıkların gün ışığına çıkmaya başlar ve onları gördükçe önce inkar etsen de tüm gerçekliği ile kabullenilmeyi ister. Boynunu eğip de, sadece ve sadece kendini bütün gönlünde samimi olarak bağışladığın zaman, hayatında büyük bir değişim seni bekler. Seçimlerinin nelerden vazgeçmek olduğunu, kaybettim sandıklarının büyük kazançlar getirdiğini, neden dediklerinin senin küçük aklınla anlamayacak kadar önemli sebepleri olduğunu keşfedip kabul ettiğinde başlar herşey... Dönüm noktası... 

Herşeyin alt üst olup yeniden inşa olduğu yer burası... Öldüm dediğim yer... 

Diyeceğim o ki kendine dürüst olmalı insan... Öyle yada böyle korkunun kölesi olmaktansa korkuya rağmen ilerlemeli ve yeni bir adımın, yeni bir fikrin, yeni bir insanın yolların kesiştiğinde sana açacağı kapılara cesurca izin vermelisin. Herşey seninle başlar ve inan, biten giden varsa da seninle biter gider. 

İnsan kendisine acımaya öylesine meyilli olur ki hayatında görevini tamamlayan, biten giden şeyleri ölene dek yaşamaya devam eder. Oysa bilse, onların bitmesini özünde kendi istediğini...Ancak, farkında değildir. Alt üst edilmesi gereken en önemli inanç kalıbımız, yaşananları bilincimizle ve seçimlerimizde etkileyebileceğimize dair inancımızın olmayışıdır. Gerçekliği etkileyen bir öz olduğumuza teslim oluncaya kadar dünya bizim kendi gücümüzü keşif bahçemiz olmaya devam edecek, yansıyan görüntüsü ile...  Ve her seferinde saklanan korkularımızla yüzleşmeye devam edeceğiz. Kişisel düşün, düşüncelerin  gerçek olduğunu öğrenene kadar... 

Ailede herkes bilir, başıma ne geldiyse çocukluğumdan beri deneyimin ortasına ani, radikal ve hızlı kararlarımla dalışlarım sonrasında geldi. Başıma gelenler iyi miydi, kötü müydü ? Bana sorarsanız hepsi olması gerekenlerdi bir ayırım yapmam zor ancak, hayatıma öylesine renkler kattılar, beni büyüttüler, karanlıklarımdan uyandırdılar ki şu anda iyi ki oldu diyorum. Ve hepsi benim bir zamanlar aklımda olan düşlerimdi.

Bizler içimizde bilinmek isteyen potansiyelin maddesel dünyada ifade bulan farklı formlarındayız. Nasıl ifade bulacağımızın anatarı bilincimizin olduğu mertebe... Varoluşun dengesi, birbirinin zıttı olanların birliği ise bir tarafa tutunmak, diğer tarafın kendisini dengelemek için dışarıda var etmesi olacaktır. Bu yüzden içimizde taraf olduğumuz her şeyi zıddını da yine içimizde kabul ederek saygı göstererek nötrlemek gerekir ki varoluşun tek gerçeği kendi varlığımızda ortaya çıksın...Seçimlerini yap ancak saygı göster.  Bunun adı Sevgi ...

En büyük yanılgı kişinin kendisi ile arasına mesafe koyması ve bu yüzden öz benliğinin kainatın deseninde ne büyük bir payı olduğunu görememesidir. Yaratıcı tektir ancak herbirimizde ifade bulan ruhu bize verdiğine göre insanın sevgiyle olması yaratıcıyı içinde hissetmesi demektir.  

Dün bir dostum, bana yaptığım söylediğim, yazdığım  şeyler için Türkiye'nin henüz hazır olmadığını söyledi. Ve Kariyerimi değiştirmem gerektiğini hatırlattı.  Takılı kaldı aklıma zira içimde tam da bugünlerde bir yön değişikliğinin gerektiğini düşünürken bunu ifade bulması tesadüf değil... İçim dışıma yansıdı. Yine de kendimi yazmaktan alı koyamıyorum elbet ulaştığım bir yerler mutlaka var. 

Herşey içimizden dışımıza böyle yansır, önemli olan "Ben, Benim" demeyi bırakıp dürüstçe yüzleşmek... Oysa kendime itiraf edemediğimi aynadaki yansımam  ne de güzel ifade etti. Evet bir yön değişiminin arifesindeyim, henüz net olamasa da yakın zamanda ortaya çıkar nasılsa... Göreceğiz nasip... Attık tohumları... 

Bu yüzdendir ki kimse dışarıda olanların değişmesi ümidiyle yaşamamalı tez elden kendi içindekilerle iletişim kurmalı..

İnsan bedeni mikro kainatı temsil eder. Dünyayı kirleten, dengesini yerinden oynatan insan olduğu gibi, aynı zamanda insan, kendi bedenine neler yaptığına da göz atarsa dışarıdaki düzensizliğin kendi bedenin de kendine yaptığını görebilir. 

Çöp besinlerle beslenmeyi  seçen, gereksiz ve zamansız bir yeme açlığı ile sadece nefsini besleyen, hareketsizlikten bedenini çürüten, hücrelerini öldüren, duygusal açlığı ile kendine eziyet eden yine kişinin kendisi değil mi?

Şekerli, yağlı, unlu besinlerle günde öğün öğün yiyen yedikçe haz aldığını beslendiğini sanan insan değil mi?

Sigaranın dumanında moral ararken güzelim damarını, ciğerini, beynini zehirleyen  insan değil mi?

Kendinden çok başkasını dert, söylem edinen, geçmişe takılıp kendini yeniye kilitleyen, kirli düşüncelerle zamanını geçiren yine insan değil mi?

Yargılayan, öfkelenen, rekabet eden, sevgisiz yaşayan yine insan değil mi?

Geçmişi geleceği düşünmekten sağlıklı nefes almayan, başarı peşinde koşarken kendini unutan, olana değilde olmayana odaklanıp dert edinen ve eninde sonunda kendine eden yine insan değil mi?

Henüz kendi bedenini, varlığını  o güzelim dünyayı korumayan bir kişi yaşadığı dünyayı nasıl korur ki?

Beden hastalandığı gibi dünyamız da hastalanıyor işte böyle... Ve kendini hasta eden insan olduğu gibi dünyayı da hasta eden o... Yeryüzündeli boşlukları  nefsin açlığı ile  binalar  dolduruyorsa,  yaşam kaynağı ağaçlar yok oluyorsa,  beden de yanlış fiziksel ve duygusal seçimler yüzünden sağlıklı hücrelerini, düzenini kaybeder. Her durumda dengeyi bozan insan...  Ve en büyük yanılgı çoğu kişinin kendisinin eylemlerinde kusursuz ancak başkasının kusurlu olduğu... Böyle gidersek daha büyük tufanlar bizi bekler. 

Tez elden bireysel olarak bilincimizi daha üst mertebelere taşımak için kendimizden başlamalıyız. Dev beton binalar gibi bilince dikilen o kaskatı inanç kalıplarını, duvarlarını, parçalanan gerçeklikleri, tarafları,bağımlılıkları yıkıp sevgi ile yeni ağaçlar dikmelisin. Ayrışmadan yaşamak için içinde böldüğün dünyayı birleştirmelisin. İç dünyana ektiğin dikenleri ayıklayıp kendine  gelmelisin.

Onu bunu bir yana bırakıp kendini bilmelisin...  

İçeride yapılan her dönüşüm daima dışarıya yansır ve önemli olan dünyaya bakıp kendi içindeki dünya ile nasıl eşleştiğini anlamak ve tohumu içeriye ekmekle başlamaktır.

 

 Sevgilerimle ,

www.gamzesagiroglu.com 

Benzer konular için etiketi tıkla!

insan kendine yolculuk gamze sağıroğlu